Beykent Üniversitesi Psikoloji Kulübü

DUYGULARDAN BİR PALET

      
       Kendimizi bulunduğumuz ortamdan soyutlayıp biraz düşünelim. Bir güne kaç farklı duyguyu sığdırabiliriz? Mutluluk, üzüntü, hayal kırıklığı, şaşkınlık, nefret, iğrenme, yalnızlık... Günlük hayatımızda yaşadığımız her olay bir duygu ile bağdaştırılarak anlam kazanır. Hatıralarımızın arasında dolaşırken bile hislerimizin seslerini duyarız. Başımıza gelen her olay bizi hislerimize yönlendirir. Her duygunun farkında olmalı ve onlarla barışık yaşamalıyız. Duygularımızı ertelememeliyiz. Hissettiğimiz her şey bizimdir. Biz hislerimiz kadar varız. Anlamlandırmakta zorlandığımız ancak bazen içimizi kemiren o duygular, hisler de bütünüyle bizden bir parçadır. Okuduğum bir kitapta yazar kör bir kıza yaşamın tüm renklerini bir senfoni aracılığıyla anlatmaya çalışıyordu. Biz de yaşamın renkleri ile duygu dünyamızı tanımlamaya çalışalım. Kısacası bizler doğadaki renklerin birer yansımalarıyız. O halde gelin birlikte belirli duyguları belirli renklerle özdeşleştirip anlamlandıralım.

      Mutluluğun rengi sizce nedir? Benim cevabım sarı olurdu. Sabah uyandığımızda yeni bir günün parlaklığıdır sarı. Güneş’in gülen yüzü, çiçeklerin mis kokan kısmı, küçük bir bebeğin gülümsemesi, bayram sabahlarıdır benim için sarı. En parlak renk olması nedeniyle belki de mutlulukla bağdaştırıyorumdur. Mutluluk aslında çok kolay elde edilebilir. Şimdi kafanızı rutinlerinizden kaldırın. Etrafınıza bakın. Mutlu olmak için çok şey var etrafımızda. Hayatımızdakileri görmek yerine onlara bakmayı tercih edersek mutlu olmak için elimizde çok fırsat olduğunu anlamış oluruz. 

      Üzüntünün, hayal kırıklığının rengi sizce nedir? Benim cevabım koyu mavi olurdu. Yağmurlu bir günün rengidir koyu mavi, gecenin, yalnızlığın, göz yaşlarının… Üzüntünün olmadığı bir dünyada mutluluğun anlamı da yoktur. Ne kadar birbirinden zıt iki duygu olsalar da ikisi de birbirleri için yaratılmıştır. Her mutluluğun altında üzüntünün her üzüntünün sonunda da bir mutluluğun saklı olduğunu bilerek yaşamalıyız hayatı. İkisi arasındaki dengeyi sağlamak bizim elimizdedir. Koyu mavi her ne kadar gecenin rengi olsa da her gecenin ardından güneşin gülümseyeceğini herkes bilir. O halde neden içlerindeki acının geçmeyeceğini her üzüntünün sonsuza kadar süreceğini söyler insanlar?  Kimse üzülmek istemez elbette. Ama üzüntü de hayatımızın parçasıdır. Neden ondan kaçmaya çalışıyoruz ki? Oysa bunun da normal hayatın getirdikleri olarak görüp doyasıya yaşasak mutlulukların daha anlamı olmaz mı? 

       Nefretin, kinin rengi sizce nedir? Benim cevabım kırmızı olurdu. Kırmızı önüne çıkan her şeyi küle çeviren ateşin rengidir. Söndürülene kadar durmadan yakar o ateş. Yanan, küle dönen hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Önemli olan şey bu ateşin büyümesini engellemek. Hatta daha da önemlisi hiç ateş yakmamak. Çünkü kalbimizde yanan o ateş yakmak istediklerimiz haricinde kalbimizi de yakar. Kalbimizin ateşini söndürmek bizim elimizde. 

      Umudun, hayallerin rengi sizce nedir? Benim cevabım yeşil olurdu. Vahşi kışları, ıssız sonbaharları yeşermek için bekleyen yaprakların rengidir yeşil. Koskoca betonları inatla delen kaldırım çiçeğinin o dimdik gövdesinin rengidir. Günlük hayatımızı sürekli hayal evrenine misafir ederiz. Hayallerimiz uğruna yaşıyoruz hepimiz. Onları gerçekleştirmeye olan inancımız ise umutlarımızdır. Arabasıyla giden bir şoför düşünelim. Varış noktasında hayalleri ve oraya ulaşma umudu ile çıkıyor yola. Her şey onun elindedir. Yol üzerinde çeşitli duraklar veya zorluklar olabilir ancak bunlar varılmak istenen hedefi daha değerli yapar. Bunun bilincinde çıkılan her yol bizleri hedef yolundaki o zorlukların aşmamıza yarar sağlar.

      Umutsuzluğun rengi sizce nedir? Benim cevabım gri olurdu. İçimizi yakan umut ateşinden geriye kalan külün rengidir gri. İnsanlar umutsuzluğa düştüklerinde gözleri küle dönmüş umutlarında takılı kalır. Etrafındaki yeniden yeşeren umutları görmezden gelerek sona geldiklerini düşünür. Her biten sonun yeni bir hikâyenin başlangıcı olacağını kimse düşünemez. Herkesin hayatında küle dönmüş umutlardan esintiler vardır. Önemli olan bu külleri üfleyerek hayatımızdan temizlemektir. Her yeni başlangıç beyaz bir sayfayla açılmak zorunda değil. Önemli olan bu yeni sayfanın küllerden temizlenmiş olması ve yeşeren umutlarımızı kirletmesine izin vermememiz gerektiğidir. 

        Aşkın, rengi sizce nedir? Benim cevabım beyaz olurdu. Bunu düşünmek uzun zamanımı aldı. Çünkü ben daha aşkı tatmayanlardanım. Her ne kadar anlattığım çoğu duygu günlük hayatımdan birer parça olsa da aşk bana göre herkesin başına gelebilen sıradan bir şey değil. Masmavi denizlerin üstünde uçuşan özgür martıların, değeri oldukça yüksek bir inci tanesinin, önceki sayfaları kara olsa da defterin yeni açılan sayfasının temizliğidir beyaz. Beyaz, içinde kiri kabul edemez. Siyahın, karanlığın tam tersidir. Karanlık bir tünel düşünün. Ne kadar yol aldığınızı ne kadar ilerlediğinizi bilemiyorsunuz. Sonunun gelmeyeceğini düşünüyorsunuz. Tam pes edecekken tünelin sonundaki beyaz ışık yüzünüze çarpıyor ve sizi tekrar hayata döndürüyor. İşte aşk da karanlığın içindeki kalbi hayata döndüren o beyaz ışıktır.

     Size son bir soru sorarak veda ediyorum. Şu an içinizdeki duygu ne renk? Benim cevabım yeşil olurdu…

Yazar: Nazlı Ceren Kanbir
İnstagram: @nazlikanbirr