Korkularımız; çoğu zaman farkında olmasak da yaşama içgüdüsüyle verdiğimiz tepkilerdir, bizim için bir savunma mekanizmasıdır.
Küçüklüğümüzden beri, nereden geldiğini bile bilmediğimiz endişelerin bize aktarılmasıyla sınırlarımızı şekillendiririz. Peki bu sınır gerçekte kime göre, neye göre şekilleniyor? Sınırlarımızı çizen korkuların beslendiği anılar neler? Tüm bu şeyler neye hizmet ediyor?
Belki de asla cevabını bulamayacağımız bu soruların getirdiği kısıtlamalar gün geliyor kırgınlıklara, pişmanlıklara, bazen de “iyi ki yapmışım”lara dönüşüyor. İyi ki yapmışım kısmı aslında bize, yeteri kadar korkunun ne işe yaradığını gösteriyor. Peki diğer duygular? Aslında bakılması gereken nokta genelde burası oluyor.
Belki bir şey olacak diye dışarı çıkamadığın bir an, belki insanlar ne düşünür diye koklamadan önünden geçip gittiğin bir çiçek, belki yargılanma korkusuyla konuşamadığın biri, belki de yüzleşemeyeceğine inandığın için kendini hiç tanıyamadan geçip gitmiş bir ömür... Hayatını yaşayamadığını hissettiğin her bir anın arkasında, hiç olmayacak kadar büyüttüğümüz, kendimizi yiyip bitirmeler saklıdır genelde.
Peki neden?
Neden bunu yapıyoruz?
Aniden bir farkındalık gelir, bir damla gözyaşı akıverir gözlerinden. “Ben” dersin. “Ben hangi ara bu hale geldim? Neden o an orada öyle söyledim? Neden oraya gitmedim? Neden hiç aşık olmadım? Neden hiç nefes alamadım? Neden kendimi bu kadar kastım?”
Çünkü korktun.
Her şeyden korktun.
Çünkü sana bu öğretildi.
Kendini korumazsan, kendini bir şeylerden sakınmazsan sana sevilmeyeceğin, zarar göreceğin, ayıplanacağın öğretildi.
Aileden veya çevreden görülen şeyler, birer kod halinde bilinçaltımıza işlendiğinde yapabileceğimiz tek şey, değiştirmeye çalışmak olur.
Büyüyoruz, gelişiyoruz, ayaklarımızın üstünde durmaya başlıyoruz. Artık ne istersek yapabiliriz, kim olmak istiyorsak olabiliriz. Olabilir miyiz? Gerçekten bu özgürlüğe sahip miyiz?
Korkularımızdan besleniyor ve hayatta kalmayı belki de bu şekilde beceriyoruz, evet. Fakat kaçırdığımız bir yer var: Duygularımız tek yönlü değildir. Üzülebiliriz ama mutlu da olabiliriz. Korkabiliriz ama cesur da olabiliriz.
İçimizdeki susturamadığımız endişelere rağmen devam edebilmek, oluşturulan kişiliğimizi reddettiğimizi ve yeni biri olmaya da cesaret edebildiğimizi gösterir.
İstediğimiz her şey olamayabiliriz. Ama değişim, istediğimiz her an mümkündür. Belki de bizi bir şeylerden kısıtlayan iç sesimizin asıl fısıldadığı şey, “yapamazsın” değildir; “yapabilmek için emek harcamalısın”dır.
