Beykent Üniversitesi Psikoloji Kulübü

AMÓR OMNİA VİNCİT

   (’’Aşk her güçlüğü yener.’’)

 

 

Derinden yankılanan bir ses sarıyor etrafımızı, biraz daha yaklaşalım…

Masallarda can kulağıyla dinlediğimiz, hayal dünyamızın perdesini aralamayı bir an olsun ihmal etmeyen cesur kahramanların isyanının, mahçup tonda bir haykırışıydı bu.

Tüm güçlerini tek bir nefeste birleştirip seslerini duyurmayı, kendi umutlarını sımsıkı taşıyacak birini bulmayı hedefliyor, ayağımızın altından kayan zemini, baş kaldırı sanılan gürültüyü bizlere kesik kesik iletmesi için tembihlemeyi ihmal etmiyorlardı.

Unutuldukları-hapsoldukları dipsiz karanlıktan kurtulmak için özgürlük vadeden o meşhur sihirli değneklerini, bu kez bizlere ödünç vermeyi istemeleriyle başlamıştı tüm hikâye.

Kapanmaya yüz tutmuş; başını en uzak diyarlara çevirmiş, konuşulmaktan her fırsatta kaçınılmış kısacası bulanık kalan her ne varsa, tam da şu an hepsinin bir bir peşine düşüyor, tozlu raflarından indiriyoruz.

 

  

                                              Her şeyi yazarım da

                                                zamanı yazamam-

                                              o yazar çünkü beni.

                                                     Yazar beni

                                                    yavaş yavaş

                                                        özenli-

                                                   azalta azalta

                                                      görkemli-

                                                        sanki

                                                 dolduracakmış

                                                  olduracakmış

                                                         gibi.

 

Yolculuk biraz sancılı geçmiş fakat sihirli bir değneğe sahip olmanın yarattığı hoşnutluk, tüm benliğimi dimdik durmaya çoktan ikna edip arkasına bakmadan gitmişti bile. Kalbim tüm hızıyla varlığını ispat ediyor, bastırdığım tüm duygularım göğüs kafesime bu kez daha şiddetli çarparak tüm hırçınlığıyla kendini hatırlatıyordu. Aşk, rekabetine yeni bir renk daha eklemiş, tüm ihtimalleri zifiri bir kutuda özenle saklamıştı.

Kutuyu açma cesaretim, her adımımda beni daha da uzağa itmiş, kaçtığım hislerim elimi daha sıkı tutmak için adeta seferber olmuştu. Sırada bekleyen itiraflarım, gözlerini kaçırdıkları her yıpranmışlık için bir kez daha duraksıyor, ‘’Yeniden başlıyoruz!’’ çığlıklarıyla zihnimi elegeçirip, kutudan sızan ışığı açığı çıkarmayı istermişçesine ısrarla adımlar atıyordu.

Çemberin içinde sıkışmama sebep olan her ihtimal birbiriyle çelişmiş, çözmek için yaklaştığım düğümler “Daha çok mücadele etmelisin!” der gibi kırgınlıklarıma

sahip çıkma arzusunu taşıdığını ilk fırsatta belli etmişlerdi.

Baktım çözülecek gibi değildi, bir düğümde ben attım.”

Aşk, üzerinde titizlikle yürüdüğüm buz kaplı yolun, çatlamaması için sarf ettiğim tüm masum inancın tek bir falsoda acımasızca dağılacağının en belirgin göstergesiydi.

O çatlakları bir bir yapıştırmak için feda edeceğim her imkanın, yolun neresine kadar benimle yürüyeceği de bir hayli aşikârdı fakat tüm bu varsayımlar beni durdurabilmek için ne yazık ki yeterli değildi.

Harekete geçmem an meselesi haline gelmiş ve ben artık yola sadece kendi direncime yaslanarak ilerlemeyi kural haline getirmiştim. Nereye kadar gidebileceğim ya da tam olarak nerede yolculuğuma başlayacağım sorularına verebilecek bir yanıtımın olmayışı, risk almak için tüm sebeplere sahip olduğum gerçeğiyle yüzleşmemi daha da kolaylaştırmıştı.

 

                                    Gitsem de her yerde biraz vardır,
                                         Hatırda zamansız bir plak-
                                      Bir otel kapısı, biraz istasyon-
                                    Vardır o seninle birlikte olmak.
                                    Buluş
ur çok uzaktan ellerimiz,
                             Ve nası
l göz gözeyiz ansızın bir infilak.

Buraya böyle gelmiş olmanın, geçene yol açmanın ne büyük güç istediğini anladım. Tüm bunları düşünürken ansızın açan güneşi, elimi sıkı sıkı tutan hayallerimi ve her fırsatta bana güven aşılayan kalbimin naif sesini de es geçmeyelim. Mucizelere inanmak ya da buz kaplı yolu hatasız bitirmek hangi pencereden bakarsanız bakın,   yeniden sizi ‘’Keşke bunu deneseydim, Acaba denesem nasıl olurdu?’’ benzeri ifadelerle baş başa bırakıp izini çoktan kaybettirmiş olacak. Zaman henüz bizleri geride bırakmamışken, aşkın yönlendirdiği istikametten gitmekten korkmak, yarı yoldan sıyrılmak ve soru işaretleriyle boğuşmak yerine koşarak tüm düğümleri çözmeyi, kapalı kalan kutuları açmayı ve sihirli bir değneğin sizin kendi inancınızdan doğan bir kuvvet olduğunu aklınızdan çıkarmamayı benimseyin. Buraya böyle gelmiş olmanın güç istediğini anladığım gibi, gücün ta kendisinin kendimde saklı olduğunu anladığımında renkli kalemlerle altını çizelim.                                                             Bir gün sihirli bir el çıkıp gelecek ve uykunuzun en güzel yerinde sizi aşkın ritmine ayak uydurmaya davet edecek!              

                                                                              

’’14 Şubat Sevgililer Gününüz Kutlu Olsun!’’