Anne karnından çıkıp yeni bir dünyaya ''Merhaba'' derken başlar ilk ağlamalarımız. Daha sonra anneye her ihtiyaç duyduğumuzda, güvende hissetmediğimizde, canımız yandığında, ayrılıklar yaşadığımızda, belki de bir film izlerken basit bir tetikleyici sahne ile gözyaşlarımızın akıp gitmesine izin veririz. Bazen kendimizi bir iki damla gözyaşı dökerken bazen de hıçkıra hıçkıra ağlarken buluruz. Bu duygusal bir boşalımdır. Ama bazıları için bu durum çok da kolay olamayabiliyor.
Küçük yaşlarımızdan itibaren oyun oynarken yere düştüğümüzde yanımıza gelir ve “Ağlama, güçlü ol” ya da “Erkekler ağlamaz“ diye kulağımıza fısıldarlar. Bu durum aşağılayıcı ya da cinsiyetçi yaklaşım üzerinden düşünen zihniyetin ürünüdür. Düşünülenin aksine ağlamak bir güçsüzlük değildir. Aksine Freud bu konuda “Sinirlenince ağlayan insanlar, daha içten ve güvenilirdir.” diyerek ağlamanın kötü bir durum olmadığını samimi ve doğal bir süreç olduğunu da anlatmaya çalışmıştır. Tabi bunun yanında bu süreci yaşarken her birimizin ağlama davranışına ilişkin algı ve davranışları farklıdır. Bu konuda bazı araştırmalar yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi 165’i kız ve 80’i erkek olmak üzere 245 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacılar tarafından oluşturulan, üniversite öğrencilerinin ağlama algı ve davranışlarını belirlemeyi amaçlayan anket ve kişisel bilgi formu yolu ile elde edilmiştir. Araştırmanın analizinde betimsel istatistiksel değerler kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre üniversite öğrencilerinin %36,7’u en çok dostlarının yanında ağlayabilmektedir (f=90). Hem kız öğrenciler %75,2 (f=124) ile hem de erkek öğrenciler %55 (f=44) ile en fazla çaresizlik yaşadıklarında ağladıklarını ifade etmişlerdir. Çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin büyük bölümü ağladıktan sonra daha sağlıklı düşündüklerini (%30), erkeklerin ağlamasına kadınların ağlamasından daha çok etkilendiklerini (%31) ve ağlayan bir yaşlı gördüklerinde acıdıklarını (%58,8) ifade etmişlerdir. Benzer şekilde ağlayan kişilere karşı bazen zayıf olduklarını ve sık ağlayan kişileri sorunlu olarak algıladıklarını ifade etmektedirler. Katılımcıların neredeyse yarısı annelerinin ve babalarının ağlamasına dayanamadıklarını ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları üniversite öğrencilerinin en çok dostlarının yanında rahat ağlamalarına karşı, özellikle anne babalarının ağlamalarına dayanamadıklarını ifade ettiklerini göstermektedir (Çelik & Durmuş, 2018).
Araştırmadan da anlaşılacağı gibi her bireyin farklı durumlardan farklı etkilendiğini gözlemleyebiliyoruz. Hatta bunu yaşarken bazı kişilerin yanında daha rahat bir şekilde gözyaşlarımızı akıtabildiğimizi fark etmişizdir. Hiç düşündünüz mü kimlerin yanında tutmuyoruz o gözyaşlarımızı? Enteresan bir şekilde yanında kendimizi daha güvende hissettiğimiz genelde duygularımızı anlayan “senin ne hissettiğini önemsiyorum” diyebilen insanlardır. Hayatımızda öyle insanlar varsa çok şanslıyızdır. Eğer yoksa da seni en iyi tanıyan kişiye yani kendine dön, sana en özel en has şefkati gösterecek kişi yine kendinsin. Hep iyi olamazsın. Hep kötü de. Bazen kahkahaların yankılansın odanın içinde bazen de hıçkıra hıçkıra ağlamaların. Bunların hepsi sensin. O an kimsen onu kabullen. Hem belki de birçoğumuzun ağlamamızı engelleyen sebepler yüzünden boşaltamadığımız stresimiz veya iyileştiremediğimiz travmamız vardır. Ya da bu sebepler yüzünden artık ağlamak yerine yeni bir mekanizma geliştirip duygularımızı saklar hale geldik. Ne olursa olsun kim ne derse desin duyguları yerinde ve doğru oranda yaşadıktan sonra, Sezen Aksu’nun bir şarkısında dediği gibi ”Ağlamak güzeldir”.
Kaynakça
Çelik , M., & Durmuş, E. (2018). Duygusal Ağlamanın Bilmecesi: Ne Zaman ve Neden Ağlarız? Yaşam Becerileri Psikoloji Dergisi , 2 (4) 415-428.
Yazar: Neslişan Kaplan
İnstagram: @neslisan.kaplan
