DÖNENCE
Dönence yeryüzü üzerinde, güneş ışınlarının yılda her birine bir kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan, kuzey ve güneyden geçtiği varsayılan iki enlemden her biri. Peki ya bizim dönencemiz neresi ? Yılda bir kez gelen dik açı hayatımızın hangi noktası hiç düşündünüz mü ? Hayatlarımızın kuzey ve güney sınırları nerede, nerede bu sınırlar ?
Gelin hep beraber en başa dönelim . Anne rahmine düşüyorum, 9 ay boyunca gelişiyorum, ne işe yaradığını bilmediğim bir sürü şey fark ediyorum bedenimde. Bir an geliyor ne kadardır burada olduğumu bilmediğim o yerden birisi çıkartıyor beni ve işte o an:
Simsiyah bir gecenin koynundayım, yapayalnız.
Uzaklarda bir yerde bir şeyler kök salıyor: Doğum
Sahi ne demek bu doğum ? Nereye doğdum ben ? Tam olarak ne kadar süre buradayım ve bu süre zarfında ne yapacağım ? Yaşamak için bir ömür diyor dışarıdaki insanlar. Ömür nedir , bir ömür nasıl yaşanır ? Bilmiyorum . Sanki,her şeyin başlangıcı gibi bir yerdeyim.
Tam da bu noktada buluyoruz cevabımızı. Kuzey ve güneyden geçen 2 enlemden ilki:DOĞUM
Hayatımın ilk çizgileri oluşmaya başlıyor doğumla. Her yıl yaş alarak büyümeye başlıyorum. İlk yaş günümde herkes yanımızda ve büyük bir heyecanla ilk mumumu üfleyebilecek miyim diye merakla bakıyorlar bana. İlk adımını ne zaman attı , ilk anne mi dedi baba mı ? Daha hayatımın ilk yıllarında bir sürü ilk sığdırıyorum kısa yaşamıma. Günler geçiyor ve her mum üflendiğinde yaşıma artı bir ekliyorum gelecek yaşımın bana neler getireceğini bilmeden . Bilinmezliğe mum üflemek,yeni yaşın ne getireceğini heyecanla kapıda beklemek sizce de çok tuhaf değil mi ? Her yıl hayatımda olan değişiklikler ,yeni kazanımlar ,öğrendiğim en ufak bir şey yaşamımın geri kalanına tıpkı bir güneş gibi ışık tutuyor. Burada da beni her yıl karşılayan ve karşılayacak olan yeni yaşım selamlıyor. Yani ‘’dönence’’.
Benim hayatımın dönencesi.
Peki ya şimdi ? Şimdi ne yapacağım ? Upuzun bir yolda yürüyorum ama her attığım adım bir bilinmezliğe çıkıyor ve yeni kapılar açılıyor bana . İçeriye davet ediliyorum her seferinde , geçip oturuyorum. Ama bir sorun var . Ne yapacağımı bilmiyorum . Önümdeki yol çok uzun belli ki . Bu kadar uzun yol düz bir yol da değil üstelik ; dikenler, dağlar, tepeler aşıyorum . Düşüyorum bazen, geri kalkıyorum. Devam ediyorum. Bu hayata gelirken hiçbir şeyim yoktu ve hiç kimseydim ama şu an kazandığım şeyler var ve ben artık biriyim. Demek ki böyle yaşanıyormuş . Dünyaya gelişim bir başlangıçtı. Evet ama her başlangıcın bir de sonu vardır. Bu son gelene kadar bekleyecek miyim ? Hayır, böyle olmamalı. 2 net çizgiden ibaretim . Doğdum ve öleceğim. O Halde bu 2 çizginin arasını doldurmak gerek bu hayat yolculuğunda . Anılar, kahkahalar , kederler , dostlar, sevgililer , kazançlar , kaybedişler. Yoruluyorum artık. Aynaya dönüp bakıyorum . Saçlarımda tek tek beyazlar görüyorken , şimdi ise beyazların beni esir aldığını görüyorum. Yolumda devam ederken bana açılan kapılardan birini daha görüyorum . Ama bir gariplik var . Bu, son kapı sanırım . İlerisi yok .Yolun sonu olmalı diye düşünüyorum içimden . Kuzey ve Güney’den geçen enlemlerin sonu: ÖLÜM
Oturuyorum koltuğa ve zihnimden geçiriyorum tüm bir yaşamımı. Gözlerimin önünde bir havuz beliriyor. Geniş, derin ve berrak bir havuz. Yaşadığım koca bir ömrü sığdırmışım meğer içine. Tüm anılar beni uğurlamak istercesine toplanmışlar buraya. Ben de kendimce bir veda ediyorum dudağımda hafif bir gülümsemeyle birlikte. Bir melodi ilişiyor kulağıma :
Gün çoktan döndü buralarda
Ve ben simsiyah bir gecenin koynunda yapayalnız bekliyorum
Duyuyorum, görüyorum
Bir gün gelecek dönence biliyorum.
