DİLİMİZE YERLEŞENLERDEN: YALAN
Aramızda hiç yalan söylemeyenimiz var mıdır? Şu yalan dünyada insan yemek yemeden durabilir de yalan söylemeden duramaz. Bunun mümkün olabilmesi için dört duvar arasında kimseyle iletişim kurmadan yaşamak gerekir. Tabii buna da yaşamak denirse... İnsan belki de yaratılışı gereği yalana meyillidir. Sadece çevresine değil kendine bile yalan söyler. Yalana renkler verip vicdanını rahatlatmak ister. Peki nedir yalan? Neden dilimizde bu kadar yer edinmiştir? Ufak bir çocuktan yaşlı bir teyzeye kadar hepimiz birer yalancı mıyız? Yalan kavramı, ''gerçek dışı söylenen söz'' olarak ifade edilmekle birlikte aynı zamanda kişinin kendini savunma eylemidir.
Bir makalede, söylenen bir sözün yalan olarak değerlendirilebilmesi için yalanın üç bileşenini şu şekilde sıralamıştır; 1) söylenenin gerçek dışı olması, 2) söyleyen kişinin bunun farkında olması, 3) kişinin niyetli olarak karşısındaki kişiyi kandırması gerekmektedir. (Lee & Ross, 1997)
Günlük hayatta ikili ilişkilerde aranan özelliklerin başında dürüstlük gelir ve beraberinde güveni getirir. Yalan söylemek ise beraberinde sadakatsizliği getirdiğinden genel olarak insanlar yalanı kötü ve ahlaki açıdan uygunsuz görürler ancak bu yalan söylemelerine engel olmaz ve gün içinde evde, okulda, arkadaş çevresinde birden fazla yalan söylemeye devam ederler. Toplumsal normların yalana karşı olan tutumu net olsa da yalan söylemeye devam edilmesinin nedeni insanların yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda -durumu kurtarmak, karşısındaki kişiye kendini istediği gibi gösterme- yalan söylememesidir. İnsanlar bazen karşısındaki insanı korumak, kırmamak ya da onların iyiliklerini düşündüğü için yalan söyleyebiliyorlar. Bu tür yalanlar toplum tarafından makul bulunuyor ve yalan dilimize yerleşmeye başlıyor. Bu doğrultuda yalan genellikle ''prososyal yalan'' ve ''olumsuz yalan'' olmak üzere ikiye ayrılıyor ancak bu iki başlığın da alt başlıklara ayrılabileceği düşünülüyor. İki başlıktan kısaca söz etmek gerekirse; Prososyal yalan, az önce bahsettiğimiz gibi toplum tarafından makul ve olumlu bulunan, karşısındaki insanı üzmemek, korumak ve iyi halinin devamlılığını sağlamak adına söylenen yalanlardır. Olumsuz yalan ise yalnızca kişinin kendi çıkarları doğrultusunda söylediği yalan türüdür. İkili ilişkilerde güven duygusunu zedeler ve yalan söylenen kişiye zarar verir. Bu yalanları neden söylüyoruz? Bu sorunun cevabını hepimiz merak ediyoruz, biliyorum. Çünkü henüz 3 yaşında olan bir çocuk bile aslında kötü niyeti olmayan yalanlar söylemeye başlıyor. Yalan kavramını tam olarak bilmeden sadece isteklerinin gerçekleştirilmesi için yalana başvuruyor. Bu durumun işe yaradığını anladığı zaman ise yalan söyleme davranışını bir rutin haline dönüştürebiliyor. Çocuklar yememesi gereken bir çikolatayı yiyebilmek, biraz daha fazla televizyon izleyebilmek ya da bir suçunu gizlemek için yalan söyleyebiliyorlar. Her ne kadar kötü niyetli olmasa da yalan bu yaşlarda taklit yoluyla bile öğrenilebiliyor. Bu kadar küçük yaşta dile yerleşen yalanı insanlar bazen kendini korumak, bazen kendini öne çıkarmak, bazen diğer insanların iyiliği adına ve bazen de diğerlerinin kötülüğü adına söyleyebiliyorlar. En yaygın olan nedenlerden biri kişinin istemediği durumlardan kaçmak adına söylediği yalanlardır. Bir örnek vermek gerekirse, evdeki vazoyu kıran kişiyi bildiği halde söylediği zaman verilecek tepkiden kaçınmak adına bilmiyorum demek. Yine diğer insanların tebrik ve takdirini toplamak için başvurulan yalan da gün içinde en çok söylenen yalan nedenlerindendir. Kişi sosyal ortamında bu yalana başvurarak kendini öne çıkarmak isteyebilir. Diğer insanları etki altına almak da yalan nedenlerinden biridir. İnsanları manipüle ederek onların düşüncelerini yönlendirmek kötü niyetli bir yalan nedenidir. Bunlarla birlikte statü kazanmak, sosyal hayatta bazı durumlardan kaçınmak, özel bilgileri korumak ve daha fazlası yalana neden olarak gösterilebilir. Yalanın psikolojik boyutunu ele almak gerekirse kişinin çevresiyle kıyaslanması, ailesinden ve çevresinden yeterli ilgi ve sevgiyi alamaması, kişiye yapamayacağı kadar sorumluluk yüklenmesi psikolojik temelli nedenlerdir. Yalan bu şekilde küçük yaştan itibaren dile yerleşmesiyle yavaş yavaş kişinin benlik algısını bu şekilde belirler ve ikili ilişkilerini çift taraflı olarak etkiler. Kişi yalan söylemeyi tamamen hayatının bir parçası haline getirmişse burada da yalanın patolojik boyutunu ele almak gerekir. Beyaz yalan denilen toplum tarafından makul olan yalanlardan farklı olarak kişinin psikolojik olarak var olan söyleme isteğini gidermesi, söyledikten sonra rahatlama hissini yaşaması ve sık sık tekrarlamasıdır. Psikolojide ''Mitomani'' adı verilen bu rahatsızlık kişinin dikkat çekme isteği ile başlangıç gösterir.
Bu kişiler yalanı alışkanlık haline getirir ve devamında söylediği yalana kendisi de inanabilir. Hastalar belirtileri fark etmez ve genel olarak çevresinin yönlendirmesiyle tedaviyi kabul eder. Hasta geç olmadan tedavi olmalıdır ve tedavi sırasında psikoterapi alması oldukça önemlidir.
Bahsedildiği gibi yalanın birçok nedeni olmakla birlikte herkes yalan söyler. Beyaz ya da herhangi bir renk... Yalanın hangi nedenle söylendiği ya da büyüklüğü onun yalan olduğu gerçeğini değiştirmez ve beraberinde getirdiği sonuçlar küçümsenemez.
Yazar: Simay Özge Mutlu
İnstagram: @simayozgemutlu
Kaynakça
Lee, K., & Ross, H. J. (1997). Testing Sweetser's folkloristic model. The concept of lying in adolescents and young adults (s. 255–270). içinde Merrill-Palmer Quarterly ; 43(2).
