Beykent Üniversitesi Psikoloji Kulübü

İnsan Doğası
 

'Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.‘’Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir’’ diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?’ Demiş Şems-i Tebrizi (Şafak, 2009) İşte bazen böyle hayatın endişesinden korkmamak, dümeni eline alman gerekir. Bu noktada bazen tökezleriz, çukurlara bile düşebiliriz ama unutmamalıyız ki her darbe biraz daha güçlendirir savaşçıyı. Bizi rahatsız eden şeyleri hayatımızdan çıkardığımız andan itibaren, bizi mutlu edecek şeylerin hayatımıza girmesine izin vermiş oluruz. Değişimden korkmamak, her türlü yeniliğe kapı açmak insanı derinden değiştirir. Alışmak için belki bir an geçmek istiyoruz kendimizden, kendimizi kaybetmemiz de bu yüzden olabilir. Çeşitli duygularla birlikte pozitif gücün varlığına, enerjisine inanmak gerekir. Evren bizi algılar, enerjimizden beslenir ve bize duygularımızın karşılığını verir. Duygularımızdan fay hattı geçiyor ise davranışlarımızdan da mutlaka deprem meydana gelebilir. Düşüncelerimiz duygulara, duygularımız ise davranışlara dönüşür. Nasıl düşünürsek öyle davranırız. Duygularımızı etken haline getiren bizler değiliz. Çünkü tek başına duygular var olamazlar. Duyguların oluşmasına zemin hazırlayan durumlar, insanlar, çok fazla anlam yüklediğimiz kişiler veya yaşantılar olabilir. Bunun sonucunda tercih ve kararlarımızla var oluyoruz. Duygularımız sonucunda davranıyoruz ve bizi temsil eden onların düşünceleri olmakla birlikte bazen kötü düşüncelere de engel olamayabiliyoruz. Hayat hep güzel yönünü göstermez bize. Biz hangi pencereden bakarsak dünyayı öyle görürüz. Kimimiz çiçekli penceresinden bakar dünyaya, kimimiz gri bulutlarla çevrili penceresinden. Kişinin bakış açısı bu noktada devreye girer ki hayatımıza kelebek etkisi şeklinde etki edebilir konumda olabilir. Bakış açısı küçük bir etki gibi görünse de büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilir. Hayatımızın belli evrelerinde değişiyoruz, değiştiriyoruz, değiştiriliyoruz. Farklı noktalardan bakmayı öğreniyoruz. Davranışlarımız, duygularımızın yansıması, duygularımız ise düşüncelerimizin yansıması oluyor. Gülmek, güldürmek en güçlü silahlardan biridir. En önemlisi ‘’Tebessüm, kana en hızlı karışan ilaçtır.’’ Yaşamdan ölüme geçişimizin akarsularla dolu olduğu bu serüvende en güçlü savaşçılar olmak için uğraşır dururuz. Kötülüklerin olduğu evrende tebessüm etmenin, bazen de zorluklara karşı kahkaha atmanın önemini bize fark ettiren insanlar durmalı arkamızda. Dağ gibi varlıklarını hissetmeliyiz. Düşsek bile onlara olan güvenimizle kendi duygularımızı birleştirip daha güçlü hale gelebiliriz. Okyanusların en dibi gibi, hiç ışık almayan zamanlarda ve yerlerde bile ağır ağır sindirilmişlikten gelen mutlulukla dünyanın en kötü duygusunun bile üstesinden gelebiliriz.  Bazı kitaplar içimize işlemiştir bazı insanlar da. Duvar gibi gördüğümüz insanları görmek bizi heyecanlandırır. Hayatımızda bir yerleri olsun isteriz. Belki de hayatımızdaki doruk noktaya onları koyarız. Kitap sudur, hayattır, şifadır. Dostlarımız bizim dilimizi çözer, sırlarımıza ererler ama bazen bitirmek gerekir sözü.  Duygularımızın, neler hissettiklerimizin ne kadar önemli olduğu kadar, bizim duygularımızı önemseyen insanların yanımızda olması da aynı derecede önemlidir. Başlı başına bir dünyadır hisler. Hisler olmadan insan oluşamaz. Belki de hücreler yerine hislerimizden de oluşmuş olabiliriz. Zor değil sadece imkansızın olması zaman alır. Kontrol bizdedir. Hem duygularımızın hem de davranışlarımızın denetleyicisi biziz. Kader bize yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve şapkalar yolcuya aittir. Bu mesele daha çok rüzgarın götürdüğü yere değil, direksiyona bizim geçtiğimiz ve yolculuğumuza bizim yön verdiğimiz bir yolculuğa dönüşür. Geleceği umut edebiliriz fakat kontrol edemeyiz. Yön verebiliriz. İstemediğimiz kararlara hayat bizi itebilir. Şunu da unutmamalıyız ki her şeyin bir sebebi, öğretisi vardır. Bu noktada kaderle baş başa da kalabiliriz, anlaşamayabiliriz ama unutmamalıyız ki her ne olursa olsun kontrol bizde. 

Kader kullanıla kullanıla içi boşaltılmış bir kelimeye döndü ama biz varlığımızla kaderi yüceltebiliriz. Kaderin birbirine bağladığı insanlar birbirlerine sürekli rastlar. Önemli olan evren dilini çözmektir. Evren bize her zaman bir mesaj verir, kritik nokta parçaları birleştirmek ve evrenin bize işaret ettiği noktaları yakalamaktır. Belirsizlikte bu kaderin bir parçası. Bana göre insanlığa zarar veren duyguların başında gelir. Ya siyah ya beyaz ol derler insana. Hepimiz hayatımızın bir döneminde bu nasihati duymuşuzdur. Bana göre bu ifade hayatını uçlarda yaşayan insanların hayat mottosu olabilecek nitelikte. Klişe olarak adlandırılabilir ama hiçbir klişenin doğruluk payı olmayacak diye bir şey yok, değil mi? Bu felsefe aslında her şeye ya hep ya hiç diyebileceğimizi gösterir. Ya hep ya hiç mottosu hayatında önemli yer edinmiş insanlar bile hayatlarının belli noktalarında gelgitler yaşarlar sürekli. Gelgitler belirsizliklere götürür. Belirsizlikler de gri tonlara. Bu insan doğasının kararsızlığa meyilli olmasının bir sonucu. Varlığımız, benliğimiz önemli ve sonsuz olan yaşamın sonlu hayatlarımızın değerli bir parçası. Her insanın sonsuzluğa dair farklı heyecanları, umutları vardır. Hepimizin hayattan beklentileri de farklıdır. Duygularımıza, hissettiklerimize ve beklentilerimize göre önem verdiğimiz noktalar değişir. Kimimizin sonsuzluk kavramı küçük bir an ’da gizlidir. Ve bu anı yakalamak için hayat, yaşamaya değerdir. Sonsuzluk kavramı ile duygularımız birleştiğinde kulağımıza hiç bitmez bir birleşimmiş gibi, günden güne daha da güçlenecek bir durummuş gibi gelir. İnsanın duyguları değişkendir. Bir sabah kalktığımızda önceki gün bizi çok mutlu eden duygularımızın artık bize bir şey hissettirmediğini fark etmeye başlarız. Hakiki duyguları hissetmek isteriz, gerçek duygularla tutku dolu hisler yaşamak için. Sıkıntıdan sıkışmışlıktan kurtulmak, kalbimizde çiçeklerin açmasını seyretmek için. Ya da duyarsız olmayı yeğleriz, hayatımızdaki duyguların ne olup olmadığına aldırmamak ve daha az umursamak için. Duyarsızlığımız bazen insanlara karşı olur. İnsanların bizi sevmediğini hisseder, onlardan uzaklaşırız. Bir noktada belli ritüellerle o insanlarla aynı ortamlarda bulunmak durumunda kalabiliriz. Çok normal olmakla birlikte, bu durumdan keyif almayabilir hatta rahatsızlık duyabiliriz. Karşılıklı olumsuz duygular içerisinde olabiliriz ve birbirimizden hoşlanmayabiliriz. Bu konuda önemli olan olumsuz duygularımızı biraz da olsa duyarsızlaştırmaktır. Kafamızın önemli bir yerine karşıdaki insanın düşüncesini koyarsak tükenen, tüketilen biz oluruz. Biz her şeyden önemliyiz. İnsan kendini sevmeden karşı tarafa sevgisini yansıtamaz. Mesele kendini sevmekle başlar. Duygularını bulaştırmakla son bulur. Sevgi bulaşıcıdır. Belki de bulaşıcılığın en tatlı yönüdür. Bizi biz yapan her deneyimi yaşamak için hayatın sınavlarından geçeriz belki de. Her ne kadar sınavlara karşı bir önyargımız olsa da bu sınavlar hayatımızın bir noktasında gereklidir. Yanımızdaki insanları tanımamızı sağlar. Onların yolculuğuna misafir oluruz. Bizi kendi yolculuklarına kabul ederlerse işte orada başlar hikayemiz. Burada önemli olan; bir insanı tanımak onun hikayesini anlamaktan geçer. Eşlik ederiz başka hikayelere. Yardımımız dokunur başka hayatlara. Zamanla yaralarımız sarılır. Sözlerimin sonuna gelirken ‘Passengers’ filminden bir alıntıyı da eklemek istiyorum: ‘Yolda kaybolduk, birbirimizi bulduk ve bir dünya kurduk, güzel bir dünya, birlikte…’ bu replik beni öyle derinden etkiledi ki… Sanırım doğru insanla karşılaştığımız zaman hissedeceğimiz duygu tam da bu. Doğru insanla tanıştığımızda evren bunun yönünde bize işaretler gönderir. Farkındalık boyutumuzun yüksek olması bu noktada büyük önem arz eder. Zamanla farkına varır ve harekete geçmek için dürtülerimizi kullanırız. Zaman ilaçtır derler ama unutmamamız gereken nokta şudur ki; Bir mucize değildir zaman, iyileştirmez, acıyı hafifletmez, unutmamızı sağlamaz. Zaman sadece sisi dağıtır, görelim diye yolumuzu. Sevdiğimiz insanlar bize eşlik ettikleri için bitmek tükenmek bilmeyen uzun bir yolda, bizi yalnız bırakmadıkları için şanslıyız. Her ne akarsularla karşılaşırsak karşılaşalım engellere, basamaklara, her birine teşekkür etmek gerekir. Çünkü ne de olsa her kışın ardından bir bahar gelir. Baharın eşliğinde hayat serüvenimize eşlik eden her türlü aydınlığa…

 

KAYNAKÇA:

Şafak, E. (2009). Aşk. E. Şafak içinde, Aşk (s. 94). İstanbul: Doğan Kitap.

Yazar: Yağmur Çelik
İnstagram: @yagmurceelkk